Bu kitap Frankenstein'in kalbine iniyor

Bu kitap Frankenstein'in kalbine iniyor

Frankenstein kült bir eser. Sinema filmine çevrildi, tiyatroda sahnelendi. Ama Frankenstein’in kendi dünyasına ilk kez siz giriyorsunuz. Bu fikir nasıl ortaya çıktı?


Özgür- Irmak: Jane Austen ve Adab-ı Muaşeret kitabımızı hazırlarken Açık Radyo’da birlikte yaptığımız aynı isimli radyo programımızı kitaba dönüştürmüştük. Radyodan kitaba doğru giden bu serüven çok keyifliydi ve tekrar nasıl bir proje üretebiliriz diye düşünmeye başladık. Araştırırken karşımıza yine 200. Yılını kutlayan Mary Shelley’nin Frankenstein’i çıktı ve tabir-i caizse coştuk. Evlilik olay örgüsü ve İngiltere kırsalının adab-ı muaşeret kurallarını didik didik ettikten sonra gözünü hırs bürümüş bilim adamı, yüzüstü bırakılan canavar ve buzullara seyahat gibi temalar çok heyecan verici ve zevkliydi.


Mary W. Shelley bu kitabı yazdığında henüz çok gençti. Bir insanı o yaşında böyle bir eser yazmaya iten duygu neydi?
Özgür- Irmak: Kitabımızda bu konuyu enine boyuna tartıştık. Nasıl olur da gencecik bir kızın aklına böylesi bir fikir gelebilir sorusunun kendisini eleştirdik çokça. Günümüzde bile genç kadınların ilgi alanları için belirlenmiş kalıplar var. Kadınlar illa moda, kozmetik, eğlence ya da yemek tarifi gibi ilgi alanlarına sahip değiller. Önde gelen bilim kurgu ve fantastik edebiyat yazarlarının çoğu kadın. Bu nedenle Margaret Atwood’dan ya da yakın zamanda kaybettiğimiz Ursula K. Le Guin’den de kitabımızda yer yer bahsediyoruz ve genç kadınların ilgi alanlarıyla ilgili bu dar öngörüyü problematize ederek masaya yatırıyoruz. Neden gencecik bir kadının aklına böyle bir fikir gelmesin ki?




Bir Yeşilçam emektarı: Yadigar Ejder



Bir Yeşilçam emektarı: Yadigar Ejder






Frankenstein'i yaratan doktor aslında “ölümsüzlük” için mücadele ediyor, fakat sonra kendi yarattığından kaçıyor… İnsanlar için “güzel” ve “çirkin” kavramı “yaratmaktan” daha mı önemli?


Özgür: Bu bence biraz yaratıcının egosuyla ilgili bir soru. Dr. Frankenstein böylesi çirkin ve devasa bir mahlûkun yaratıcısı olmayı kendine yediremiyor. Bu nedenle ona hayat vermesiyle birlikte yarattığı ucubenin çirkinliğine dayanamayıp onu terk ediyor. Her an onu unutmaya çabalıyor ve yaşadığı hayal kırıklığını ve dehşeti ancak doğanın harikulade güzelliğiyle karşılaşınca bir an için unutabiliyor. Böylece yaratık bir nevi Dr. Frankenstein’in hastalıklı yaratma hırsının dışsallaşması yani bedene bürünmesi olarak düşünülebilir. Eğer bu bedenin çirkinliğini sorun sallaştıracaksak bunda yaratıcısı Dr. Frankenstein’in kontrolden çıkmış yaratıcı olma hırsının payı büyük.


Siz Frankenstein’in kalbine iniyorsunuz bu kitapta. Eğer kendi “babasından”, çevredeki insanlardan sevgi görseydi her şey daha mı farklı olurdu? Her şey daha farklı olsaydı böyle kült bir kitap ortaya çıkar mıydı?


Özgür-Irmak: Çıkar mıydı bilmek zor elbette ancak bu sorunun en önemli motivasyonu Dr. Frankenstein’in yaratığı yüzüstü bırakmasının sonuçlarına katlanması gerektiğinin altını çizmekti. Ortaya çıkardığı mahlûku hiçe saymak yerine onun sorumluluğunu alması gerektiğini, başarısızlığını kabullenip bunun sonuçlarına katlanması gerektiğini iddia ettik. İşler yolunda gitmeyince ortaya çıkan durumu unutmaya çalışarak yok saymak, hiçe saymak sadece yaklaşan felaketin şiddetini artırıyor bu romanda.


Frankenstein’in babası onu hiç mi sevmek istemedi?


Özgür: Bence istemedi. O kadar benmerkezci bir şekilde yaklaştı ki tüm bu sürece ne canavarın yaşadığı mağduriyeti ve hayal kırıklığını umursadı, ne de terk edilen kontrolsüz yaratığın etrafına ne tür zararlar verebileceğini hesaba kattı. Dr. Frankenstein varsa yoksa kendi hayal kırıklığıyla baş etmeye çalıştı. Elizabeth’i kaybettiğinde bile intikam hırsının arkasında yatan canavara yenik düşmemek, ondan intikam alarak gününü göstermek, iktidarını kanıtlamaktı bize kalırsa. Çok büyük acılar çekti kuşkusuz ama etrafındakilere de çok büyük acılar yaşattı bu kontrolsüz hırsı nedeniyle.


Irmak: Bir yandan da yaratığın hikâyesi, okuyucu kadar Victor’u da etkiledi. Bir süre yaratığa acıdığından eş yaratmaya girişti. Mary Shelley, ucubeyle empati kurdurma girişiminde başarılı oldu fakat Özgür’ün de dediği gibi Victor’un egosu onun tam anlamıyla bir bağ kurmasını engelledi.



Bütün karakterlerinin gerçek olmasını isteyeceğiniz roman: Thomas Düşerken



Bütün karakterlerinin gerçek olmasını isteyeceğiniz roman: Thomas Düşerken






Kitabın iki yazarı olarak hiçbir araya gelmediniz… Yazım süreci nasıl oldu, hiç zorlanmadınız mı?


Özgür: Elbette bir araya gelmeyi tercih edebilirdik yazarken ama bu mümkün olmadı. Yine de bu çok farklı bir ulus ya da ülke aşırı yazım süreci yarattı. Ayrı ülkelerde, ayrı saat dilimlerinde ve farklı kültürler içindeyken birlikte ortak bir şey yazmak eşsiz bir tecrübeydi. Birbirimizin yazdığı bölümleri büyük bir heyecanla okuduk. Birbirimizin tespitleri ve incelemeleri bizi bambaşka noktalara sürükledi ve her zaman bakış açımızı ve yaklaşımımızı genişletti. Bir elin nesi var iki elin sesi var gibi deyişlerin ötesinde, yani iki kadının illa bedeni değil ama aklı bir araya geldiğinde ortaya böyle enerjik ve keyifli bir inceleme çıktı.
Irmak: Ayrıca romana dair bakışları farklı noktalardan gözlemleyebildik. Farklı gündemlerin içinde olmak, yaklaşımlarımızı farklılaştırdı ve bu şekilde birbirimizi tamamladık.




Ayşen Aksakal'ın ilk kitabı: Lakin İyi Yaşadık



Ayşen Aksakal'ın ilk kitabı: Lakin İyi Yaşadık






Okuyucular bu kitapta, izlediklerinden, bildiklerinden farklı olarak hangi Frankenstein ile tanışacaklar?


Özgür: Kendine bir bağlam/yaşayacak güvenli bir yer/eş/arkadaş/baba arayan öksüz bir canavarla tanışacaklar. Gözünü hırs bürümüş benmerkezci bir erkek egosunun sebep olabileceği felaketlerle, başka bir deyişle güncel bilimsel araştırmaları ve yaklaşımları yok sayıp kendi bildiğini okuyan bir aklın işlediği cinayetlerle karşılaşacaklar. Ve hep birlikte bu karanlık temaların Türkiye ve dünyadaki izlerini takip ediyor olacaklar.


 


Yazarlar hakkında


Özgür Çiçek, lisans eğitimini İstanbul Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü'nde, yüksek lisans eğitimini Bilgi Üniversitesi Sinema Televizyon Bölümü'nde tamamladı. Doktora derecesini ise Binghamton Üniversitesi (SUNY) Felsefe ve Kültür Bölümü'nden aldı. Yaptığı araştırmalar çeşitli akademik kitap ve dergilerde yayımlandı. Boğaziçi Üniversitesi'nde sinema dersleri verdi. Halen Almanya'nın Berlin şehrinde akademik çalışmalarına devam ediyor. Araştırma yaptığı alanlar kısaca ulusal ve ulusaşırı sinema, belgesel sinema, arşiv ve hafıza çalışmaları, sinema-edebiyat ilişkisi ve uyarlamalar. Ayrıca Irmak ile birlikte Açık Radyo'da program yapmaya devam ediyor.


Irmak Ertuna Howison, 2004 yılında Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü'nden lisans, 2010 yılında da Binghamton Üniversitesi (SUNY) Karşılaştırmalı Edebiyat Bölümü'nden doktora derecesini aldı. Amerika ve Türkiye'de üniversitelerin lisans ve yüksek lisans programlarında edebiyat ve sinema dersleri verdi. Kadın polisiye yazarlar, fantastik edebiyat ve Türk edebiyatının farklı unsurlarına dair makaleleri uluslararası akademik dergilerde yayımlandı. Çeşitli akademik ve popüler kitap çevirilerinin yanı sıra Cumhuriyet gazetesinin haftalık kitap ekine özellikle polisiye türünde cinsiyet politikaları konularında yazmaya devam ediyor. Amerika'nın Ohio eyaletinde kompozisyon, dünya edebiyatı ve felsefe dersleri veren Irmak, Özgür'le beraber Açık Radyo'da program yapmaya devam ediyor.